Bazen “biz”le başlayan
cümleler duymaya ihtiyacımız var.
Sinemaya gitmeliyiz,
hafta sonu atlayıp bir yerlere gitmeli bütün günü baş başa geçirmeliyiz, yazın
mutlaka burada tatil yapmalıyız…
Çok yalnızız, aslında
buna kendimizi alıştırdık ve bu yalnızlıkla mücadele edebiliyoruz, hayatımızı
engellemesine izin vermiyoruz çoğunlukla. Hatta bunu bir kalkan olarak
kullanıyoruz, güçlü görünmemizi sağladığı için. Ama an geliyor tek başına
uyumak zorunda olmak çok acı veriyor. Yok, hayır yalnızlığı
kabullenmediğimizden değil işte, buna, bu sevgiye ihtiyacımız olduğunu bazen
günlük uğraşlarla kapatamıyoruz sadece.
Ama ardından şöyle
düşünüyoruz acımasızca, biriyle seviştikten sonra onun bize sarılıp uyumasına
izin verirsek, buna alışabiliriz (ya da buna benzer başka şeylere) ve bu bize
daha sonrasında yalnız uyumaktan çok daha fazla acı verebilir. Kaşlarımızı
çatar, yastığımıza sımsıkı sarılır, uyumaya zorlarız kendimizi. Ben güçlü bir
kadınım başka biriyle uyumaya ihtiyacım yok, der kaparız gözlerimizi
kabullenmediğimiz acı gerçeklere.
Bir
de şöyle bir şey vardır ki, neyin gerçek, neyin mantıklı olduğuna karar
vermemizi zorlaştırır iyice, bir ilişkide olsak da temelde yalnız olduğumuz
gerçeği.
Öyle
evet, aslında hep yalnızız "üstelik mezarımızda tamamen yalnız
olacağız" peki kabullenmek zorunda olduğumuz bu gerçek yüzünden derin
duygularımız kamçılamak zorunda olmak çok zor değil mi?
Yapmayın
bu gerçekten çok zor…
Bugün
hava inanılmaz güzel mesela ama biz böyle güneşli bir günü "sevdiğimiz
adam"la el ele tutuşarak, bir banka oturup tatlı tatlı öpüşerek geçirmek
yerine, “arkadaşlarımız”la geçireceğiz. Onlarla kendimizi aptal alışveriş
merkezlerine tıkacağız, sonrasında aptal bir yemek sonrasında, belki sinema, ya
da bahçeli de üç beş (bilmiyorum artık kaç tane) tekila ve gecenin sonunda yeni
tanışılan adamların numaraları ellerimizde eve dönüp yalnız başımıza o soğuk
yatağa gireceğiz. Evet, yatağa girerken yeterince sarhoş olduğumuz için o an
koymayacak bu bize...
Ama
daha ne kadar sürecek bu...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder